Ömrüm boyunca, şu fâni dünyada gördüğüm en güzel kartpostalın içindeyim; yeşillikler içreyim. Başım çimenlerin arasında, toprakta. O küçücük “pıt” sesini beynimin içinde duydum. Beyaz hâreli minik mor çiçeği saçlarıma yerleştirdiğinde o, kapalı kalmak isteyen gözlerimi zorâki araladım. O güzel sıfatına bir fon arasaydı daha güzelini bulamazdı: Derin maviliğin ortasında parlak güneş, güneşin etrafında dağınık beyaz bulutlar, bulutların arasında zerrin ışıltılar, ışıltıların önünde ince dallar, dalların ucunda küçük seyrek yapraklar, yaprakların altında giderek aydınlanan yüz ve pırıltısının kaynağı belli olmayan gözler.
Çiçek saçlarımın arasında, saçlarım parmaklarının arasında.
“Bu küçük çiçek ne kadar talihsiz. Kendisinden Çok Daha Güzel Olan Şey’in yanında. Bu küçük çiçek ne kadar talihli. Kendisinden Çok Daha Güzel Olan Şey uğruna katledildi.”
Ben o küçük çiçeğe acıdım. Ben kendime acıdım. Bütün çaresizliğimle, güçsüzlüğümle, zavallılığımla, ellerimi Sevgi’ye doğru uzattım ve O’na teslim oldum. Parmaklarımı ağzına götürdü, Kendi Ağzının Öpüşleri ile öptü, gülümsedi. Onları kendininkilerle birlikte göğsüme koyup bastırdı. “Dinle” dedi, itaat ettim dinledim, dinledim... “her genç kızın yüreğinde bir bahar zonklar.”
Ben bir genç kızım. Kendimi Sevgi’ye adadım ve O‘nun kölesi oldum.
Alp Çetiner
6 Temmuz 2006 Perşembe
5 Temmuz 2006 Çarşamba
Özsuyum Dalımdan Bana Doğru Yükseliyor
İçtim onu. Doya doya.
Birgün bir balıkla tanışmıştım, böyle dalında olgun bir şeftali olmadan yıllar önce. Sahip olduğu şeyin değerini bilmiyordu: ben damla damla içiyordum, o ise içinde yüzüyordu.
Günün birinde eğer yine karşılaşırsam onunla (ki bu çok zor), bu düşüncemi onun yüzüne açık açık söyleyeceğim. Ama... Ama eğer derse ki bana, “Ne güzelsin, dolgunsun, dipdirisin; çünkü her gün Güneş’in gülen yüzünü görüyorsun. Bense onun ancak gölgesini görebiliyorum. Bu yüzden de ne kadar renksiz, soğuk ve çirkinim. Sahip olduğun şeyin değerini bil...”
Ne cevap veririm?
Güneş parlıyor. Çok güzelim. Renkli, dolgun ve diriyim. Kopardılar beni dalımdan. Yediler. Çekirdeğimi denize attılar.
Alp Çetiner
Birgün bir balıkla tanışmıştım, böyle dalında olgun bir şeftali olmadan yıllar önce. Sahip olduğu şeyin değerini bilmiyordu: ben damla damla içiyordum, o ise içinde yüzüyordu.
Günün birinde eğer yine karşılaşırsam onunla (ki bu çok zor), bu düşüncemi onun yüzüne açık açık söyleyeceğim. Ama... Ama eğer derse ki bana, “Ne güzelsin, dolgunsun, dipdirisin; çünkü her gün Güneş’in gülen yüzünü görüyorsun. Bense onun ancak gölgesini görebiliyorum. Bu yüzden de ne kadar renksiz, soğuk ve çirkinim. Sahip olduğun şeyin değerini bil...”
Ne cevap veririm?
Güneş parlıyor. Çok güzelim. Renkli, dolgun ve diriyim. Kopardılar beni dalımdan. Yediler. Çekirdeğimi denize attılar.
Alp Çetiner
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
