18 Temmuz 2010 Pazar

Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.
"Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.
Rüzgar alır götürür bulutu, rüzgarın oyuncağı olur.
Rüzgar olmak ister bu kez. Ona da "Ol" der Tanrı.
Rüzgar her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.
Herşey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
Ordan eser burdan eser, kaya banamısın demez!
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı...
Sırtında bir acı ile uyanır....
Bir ihtiyar taşçı, kayayı yontmaktadır. ..

"Amor Fati - Nietzsche "
(Kaderini sev-belki seninki en iyisidir)

30 Haziran 2010 Çarşamba

Akşam beni götüren geminin arkasında, dirseklerim dayalı, on yıl öncesindeki gibi giderek uzaklaşan İstanbul'a bakıyorum. Sonra her şeyin üstüne çekilen büyük bir perde gibi, alacakaranlık çöküyor, ve gece, Boğaz'ın çıkışında, Karadeniz'de iyice sarıyor bizi.
Ve her şey yatışıyor içimdeki, her şey yatışıyor gitgide, her şey uzaklaşıyor, daha da silikleşmiş bir uzaklığa akıyor...
...
İşte böyle, yıllarca peşimi bırakmayan bu korkulu düş, hep engellenen ve hiç sonu gelmeyen bu İstanbul'a geri dönüş düşü - o düş bu kutsal yolculuğu gerçekleştirdiğimden beri bir daha görünmedi bana. Ve Doğu'dan yana yine her şey yatıştı anılarımda, geçip gitmeyi sürdüren yıllarla...
Bu düş kuşkusuz oradaki sevgili küçük hayaletin çağrısıydı, yanıt verdim ve düş yinelenmiyor artık.
-Pierre Loti, "Doğu'daki Hayalet"ten-